ANLI ŞANLI TÜRK DESTANLARI

Moderatör Alımı Yapılacaktır, Sitemiz Her gün Güncellenmektedir, Üye Olarak Sizde Destek Verebilir ve Hoşça Vakit Geçirebilirsiniz.
 
AnasayfaGaleriSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 ****** Anıları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:14 am

Zülüflü İsmail Paşa: Osmanlı yöneticilerinin halktan kopukluğunu halkın cehaletinin, yoksulluğunun ve ezilmişliğinin en önemli nedeni olarak gören ******; Cumhuriyet yöneticilerinin halkla iç içe olan, halkın sorunlarını halkın gözüyle görebilen, kendi kusurlarını halkın eksiği saymayan,
eksikliklerinin özeleştirisini yapabilen akılcı, ilkeli, çağdaş ve hepsinden önemlisi halkını seven halkın mutluluğunu kendi mutluluğu olarak görebilen insanlar olmasını istemiştir.******, sık sık yurt gezilerine çıkmış, halkla iç içe olmuş, halkın koşullarını, beklentilerini ve yapabileceklerini halkın gözüyle görmüş ve önemli devrimleri bu çerçevede yapmıştır. Bazılarının ileri sürdüğü gibi O, devrimleri halka rağmen değil, yüzyıllardır halkın kutsal değerlerini sömüren, halkın cehaletin ve yoksulluğundan beslenen halk düşmanı yobazlara rağmen yapmıştır. O�nun gerçekçiliğini ve halkın sorunlarına bakış açısını aşağıdaki anekdot çok güzel yansıtmaktadır.

Antalya�ya gidiş Yozgat�tan dönüş, kar, kış...Çankaya Köşkü�nün rahat ve sıcak salonlarına dönüşte Mustafa Kemal çevresindekilere şu hikayeyi anlatır:

�Biz Harbiye�de öğrenci iken, okulun sobaları yanmazdı. Bütün kış, titreşir dururduk. Nihayet bir gün arkadaşlar beni müdüre çıkarmak için seçtiler. Müdür, Zülüflü İsmail Paşa adında bir saray adamı idi. Müsaade aldık, huzura çıktık; önce Padişaha sonra müdüre dualarımızı arz ettik. Nihayet, maksada geldik, işi anlatmak istedik. Ama müdür, daha ilk cümlelerde kükredi: Ne soğuğu be nankörler! Padişah nimeti gözünüze dizinize dursun. Görmüyor musunuz? Sobalar nasıl gürül gürül yanıyor. Defolun buradan! Gerçekten, müdürün sobası gürül gürül yanıyordu. Müdür, buram buram terliyordu, sıcaktan göğsünü bağrını açmıştı ve zannediyordu ki, bütün okulun sobaları da böyle yanar... Çocuklar, biz bu Çankaya Köşkü�nde, bazen, galiba bu Zülüflü İsmail Paşa gibi kendimizi aldatıyoruz...�

İşte Mustafa Kemal sadece gerçekçi değil, özeleştiriden çekinmeyen açık sözlü bir gerçekçi idi.

Zaman zaman gerçekten, kendini çevresinde esen havaya kaptırmayan lider yoktur. Bütün liderlerin yaşamlarında bir an gelir ki, liderle gerçeklerin arasına, her liderin bilinç altında yaşayan beşeri içgüdülerinin hatta beşeri zaaflarının perdesi girebilir. Ama, gerçek lider odur ki, yapay olan, iğreti olan perdenin arkasında kalmaz ve eriyip gitmez.

_________________



En son Türk tarafından Salı Eyl. 30, 2008 12:00 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: Geri: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:14 am

****** ve Köylü Vatandaş: Yüzyıllar, Türk halkı içerisinde en çok Türk köylüsünün ezilmişliğine tanıklık etmiştir. Türkiye�nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üretici olan köylüdür diyen ******, köylünün ihmal edilmişliğini bir türlü kabullenememiştir. Yapılmış olan haksızlıkları 1 Mart 1922�de Meclis�te yaptığı bir konuşmada şöyle dile getirmiştir.

�Efendiler!... Yedi yüzyıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerine göndererek, kanlarını akıttığımız, kemiklerini topraklarında bıraktığımız ve yedi yüzyıldan beri

emeklerini ellerinden alıp savurduğumuz ve buna karşılık he zaman aşağılama ve alçaltma ile karşılık verdiğimiz ve bunca özveri ve bağışlarına karşı iyilik bilmezlik, küstahlık ve zorbalıkla uşak durumuna indirmek istediğimiz bu soylu sahibin önünde büyük bir utanç ve saygıyla gerçek durumumuzu alalım.�

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ****** bu sözlerinin takipçisi olmuştur. O yokluk yıllarında devlet bütçesinin yarısını oluşturan aşar vergisini kaldırarak köylüyü vergi yükünden kurtarmış, örnek çiftlikler kurmak, ucuz kredi vermek, tohum dağıtmak, üretime yönelik eğitimi köylünün ayağına götürmek gibi hizmetlerle de yüzyılların haksızlıklarını biraz olsun gidermek için çalışmıştır. Aşağıdaki anekdot Türk köylüsünün o günkü durumunu ve ******�ün bakış açısını yansıtan örneklerden biridir.

******, sık sık memleketi dolaşan bir liderdi. Çiftçi ile, işçi, sanatkar, esnaf ile konuşur; memleketin derdini arar bulur, meclise getirir, milletvekillerinden, bakanlardan hesap sorardı.İşte böyle yurt gezilerinden birinde Orta Anadolu�da tarlasında çift süren bir çiftçi ile karşılaşmıştır.

- Kolay gele, bereketli ola ağa.
- Allah razı olsun bey
- Hayrola ağa, öküzün teki ne oldu?
- Devlete borcumuz vardı bey, icra kapımızı çalınca çaresiz kaldık, koca öküzü satıp borcumuzu ödedik.
- �Sağlık olsun ağa� diyerek konuşmasını kısa kesmiştir.

Çiftçinin adı Halil Ağa idi. ******�ün yanındakiler, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Salih Bozok, Kılıç Ali, Hüsrev Gerede, Emir Subayı Resuhi Bey, daha birkaç yakını vardı. Yürüyorlardı. ****** düşünceli idi. Salih Bozok�u yanına çağırdı. Salih, yarın sabah git, Halil Ağayı bul, bana getir. Benim kim olduğumu sorarsa, bizim bey seni bir kahve içmeye çağırıyor de.

Ertesi gün Salih Bozok, Halil Ağa�yı bulmuş ******�ün yanına getirmiştir. ****** ayağa kalkarak; �Buyur Halil Ağa� deyip bir sandalye göstermiştir. Zamanın başbakanı İsmet İnönü de salonda bulunuyordu ve olanlardan habersizdi. ****** Halil Ağa�ya dönerek: �Halil Ağa, anlat şu vergi işini bir daha� demişti.

Halil Ağa, vergi borcunu, icrayı, satılan öküzünü tekrar anlattı. ****** kaşlarını çatarak, İsmet Paşa ve Şükrü Kaya�ya dönerek; �Arkadaşlar, biz İstiklal Savaşı�nı Halil Ağa�nın öküzünü icra yoluyla satalım diye yapmadık. Bu memlekette adaleti, vatandaşı böyle mi koruyacağız, gerekirse vergi borcu ertelenebilir. Köylünün çift sürdüğü öküzü elinden alınmaz.�

Halil Ağa �Sen ****** Paşamsın galiba, beni bağışla, kusur ettim� diye yalvaracak oldu.

�Sana güle güle Halil Ağa, sen bizim gözümüzü açtın� diye Halil Ağa�yı ayakta uğurlamıştı. ****** Türk Köylüsünün borcu konusunda çok titiz davranmıştır.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: Geri: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:15 am

Hacer Nine: Türk kadını vatana hizmette, asla erkeğinden geri kalmamış, hatta ondan ileri olmuştur. Göz bebeği evlatlarını vatan uğrunda şehit vermeyi şereflerin en yücesi kabul edip, acılarını içine gömmesini bilmiştir. O, kimi zaman kocasını ve evlatlarını cepheye gönderip evinin nafakasını tek başına çıkaran, kimi zaman cephane taşıyan, kimi zaman yaralıların yaralarını saran, kimi zaman da cephede bizzat savaşan kahramanlık, sevgi ve şefkatin temsilcisi Türk anasıdır. Aşağıdaki anekdotun kahramanı �Hacer Nine� de kocasını, evlatlarını ve torunlarını şehit vermiş, şehitlerin sevgisini, ****** sevgisiyle özdeşleştiren yüce Türk kadınının temsilcisidir.

Hacer Nine yine bunalmıştı. İçi içine sığmıyordu. Beş gözlü evinin içi yine birkaç gündür zindan kesilmişti. Düşündükçe yüreği yerinden kopuyordu. Yetmiş yaşındaki bu kimsesizlik ona büsbütün koymuştu.Kocasını Yemen�de kaybetmişti. Bir oğlu Balkanlarda, ikisi de çöllerde kalmıştı. Bir gelini ile üç torunu vardı. Gelini hastalıktan öldü, torunlarının biri de Büyük Muharebede şehit düştü. Birisi İkinci İnönü�den dönmedi.

En son torununu da Sakarya�ya gönderdi. Bir gün haber aldı ki en son delikanlısı da Duatepe Muharebesinde öteki ağalarının yanına göçüp gitmişti.Çok ağladı. Fakat, Sakarya Savaşı kazanıldı haberi gelince ağlaması durdu, gülmeye başladı.

Ondan sonra vakit vakit böyle bunalırdı. Ve her bunalışında çarıklarını çeker, değneğini alır, Ankara�nın yolunu tutardı. Bu sefer de öyle yaptı. Saatlerce yürüdükten sonra ikindide Ankara�ya geldi, doğruca gitti, Büyük Millet Meclisi�nin kapısı önünde durup çömeldi.

Aradan biraz vakit geçti, sordular:

- Nine, ne istiyorsun?
- Hiç, hiçbir şey.
- Ya neden burada duruyorsun?
- Onun gözlerini görmek için çıkmasını bekliyorum.
- O dediğin kim?
- Gazi Paşa.

Sonunda hikayesini anlattı ve dedi ki:

- İşte böyle, ara sıra çok bunaldıkça buraya gelirim. O, Millet Meclisi�nden çıkarken gözlerine bakarım. Mavi gözbebeklerinde bütün şehitlerimin gözlerini görür gibi olurum. Son içime bir ferahlık dolar, kalkar köyüme giderim.

İşte siperlerde evlat, torun gömmüş Türk Ninesi buna derler.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: Geri: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:15 am

Bir de Onbaşım Görsün: ******, Türk askerinin göreve bağlılığı ve zekasını hep takdir etmiştir. Mehmetçiklerin bu nitelikleriyle gurur duyduğunu her ortamda anlatarak bu güzel yeteneklerin devamına ve güçlenmesine katkı sağlamış, onlara olan güvenlerini hiç kaybetmemiştir.Aşağıdaki küçük anı ******�ün, Türk askerinin sorumluluk bilinci ve zekasına verdiği değeri yansıtması bakımından güzel bir örnek.

Bir gün askeri bölgeye giderken otomobili bozuldu.- Yürüyelim, otomobil yapılınca arkadan gelsin, dedi.

Atamızla arkadaşları yürüdüler. İlerden Mehmetçik bağırdı:

- Dur. Kimsin?
Durdular, Mehmetçik geldi:
- Buralara Atamız gelecek. Geçmek yasaktır.
Ata güldü:
- İyi bak, ****** bana benzer mi?
Mehmetçik baktı, gözleri parladı.
- Benzemeye benzer ama, askerlik bu, bir de onbaşım görsün, dedi

_________________



En son Türk tarafından Salı Eyl. 30, 2008 11:16 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: Geri: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:16 am

Şerefimle Ölmeye Hazırım: Her vatanın temelinde sıkıntı, yokluk, acı, gözyaşı ve ölüm vardır. Bütün bunlara daha iyi, daha onurlu ve daha özgür bir yaşam için razı olunmuştur. Onun içindir ki, vatan toprakları üzerinde yaşayanlar onun değerini bilmek ve sahip çıkmak sorumluluğuyla yükümlüdürler. Mehmet Akif Ersoy�un aşağıdaki dizelerinde bakınız bu gerçek nasıl dile getiriliyor.

�Sahipsiz kalan bir vatanın batması haktır / Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.�M.Akif ERSOY

Aşağıda yer alan anı, vatan gerçeğini en iyi anlayan ve onun gereğini yapmaktan çekinmeyen insanların başında ******�ün yer aldığını yansıtması açısından önemlidir.

Mustafa Kemal�in Samsun ve çevresindeki faaliyetlerinden korkan İstanbul Hükümeti, İçişleri Bakanı Ali Kemal�in bir genelgesi ile O�nu görevden alıyor. Bu sıralarda, Ali Galip adında birisi de, Erzurum Valiliği�ne atanmak maskesi altında Mustafa Kemal�i tutuklamakla görevlendiriliyor. Ve Sivas�ta bazı tertiplere başvuruyor. Bu komployu Amasya�da haber alan Mustafa Kemal, bir atlı birlik oluşturarak habersizce Tokat�a gidiyor. Kendileriyle sohbet etmek üzere şehrin ileri gelenlerini topluyor. Bu toplantıda bulunan avukat Ali Bey, gözlemini şöyle anlatıyor:

�Yirmi kişi kadar vardık. ******, etrafında bazı kişilerle birlikte geldi. Köşede bir sandalye vardı. Selam verip oraya oturdular ve bize memleketin kurtuluş yolu hakkında hiçbir şekilde unutamayacağım şu açıklamada bulundular:

- Hiçbir koruma aracına sahip olmasak bile, dişimiz tırnağımızla, zayıf ve dermansız kolumuzla mücadele ederek şeref ve haysiyetimizi, namusumuzu korumayı kaçınılmaz görüyorum. Tarih, bize vatan uğrunda canını, malını esirgemeyen milletlerin asla ölmediklerini göstermektedir. Ben hayatımı, hiçbir zaman milletimizden üstün görmedim ve görmeyeceğim. Her an memleket için şerefimle ölmeye hazırım.�

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: Geri: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:17 am

Vatan Elden Giderse: Vatan, yani üzerinde yaşadığımız toprak parçası, toprak olmanın ötesinde anlamlar taşır. İnsanlar vatanlarıyla vardır. Acı, tatlı, bütün anılar onunla başlar onunla biter. Ona sahip olmayanın kimliği bile yoktur, tutsak köleden öte. İnsanlar varlıklarını vatana borçlu oldukları bilinciyle hep onun için ölmüşlerdir. Vatanı kaybetmek, atayı, kendini, evladını, suyunu, ekmeğini, aşını, nefesini hepsinden öte kimliğini kaybetmektir.Vatanımızın var olmasına emeği, bilgisi ve düşüncesiyle en büyük katkıyı yapan şüphesiz Türk milletinin Atası ******�tür. Aşağıdaki anekdot bu büyük insanda vatan sevgisinin nasıl bayraklaştığını, her şeyin nasıl vatanla anlam kazandığını yansıtması açısından önemlidir.

******, Kurtuluş Savaşı için Anadolu�ya geçtikten ve Erzurum Kongresi�ni yaptıktan sonra Sivas�a dönmüş, orada ikinci kongreyi açmıştı. Bu sırada lise binasında yatıyor; toplantılar yapıyordu. En basit ihtiyaçlarını bile temin edecek halde değildi; bazı geceler sabahlara kadar küçük petrol lambasının cılız ışığında çalışıyordu.

Bir aralık lise binasına baskın yapılacağı ve ******�ün yakalanıp asılacağı hakkında şehirde haberler dolaşmaya başladı.

******�ün hizmetini basit fakat temiz ruhlu, fedakar bir Türk genci yapıyordu. Bu delikanlının babası gizli ve sık sık geliyor; oğluna:

- Etme, eyleme; evine dön; bugün yarın şehir basılacak; Mustafa Kemal ve arkadaşları yakalanacak. Onlar her şeyi göze almışlar; sen aileni düşün, diyordu.

****** bu geliş gidişin farkına vardı; bir gün delikanlıyı yanına çağırdı ve sordu:

- Sık sık sana gelen kimdir?
- Babam!...
- Ne istiyor?

Delikanlı her şeyi anlattı. O zaman ******, ona doğru biraz daha ilerledi; elini omuzuna koydu ve dedi ki:

- Hizmetinden memnunum, fakat baba hakkı büyüktür. Madem ki razı olmuyor, git! Git, fakat babana söyle ki, vatan elden giderse evladın ne önemi kalır.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: Geri: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:17 am

Aradaki Fark: Saltanat ve Hilafet özlemcisi kimi çevreler tarihsel gerçekleri pervasızca çarpıtmaktadırlar. Örneğin, ******�ün Anadolu�ya Vahdettin tarafından bir bağımsızlık savaşı başlatması için gönderildiğini iddia etmektedirler. Bu çevrelerin iddialarına gösterdikleri kanıtlardan biri de ******�le Vahdettin arasında sarayda geçen bir konuşmadır. Bu konuşmada Vahdettin�in

�Paşa isterseniz devleti kurtarabilirsiniz� şeklindeki sözüne mal bulmuş gibi sarılan bu çevreler, bu sözün kurtuluş mücadelesini başlatmak için söylendiğini belirtirler.

Oysa Osmanlı Padişahının bu ifadeyi kullanırken M. Kemal�den beklentisi şudur: �İtilaf Devletleri�nin emir ve isteklerinin yerine getirilmesini sağla, Anadolu�da olası işgallere karşı ortaya çıkabilecek direnişi engelle�. Padişah böylelikle İtilaf Devletleri�nin Anadolu�da kalıcı olmayacaklarına, bir süre sonra çekip gideceklerine ve Anadolu�nun da kurtulabileceğine inanıyordu. Yani, kurtuluşu teslimiyette görüyor ve silahlı bir mücadeleyi asla düşünmüyordu. Aksine silahlı mücadeleye başvurulacak olursa işgalci güçlerin Osmanlıyı hemen parçalayacaklarına inanıyordu. Çünkü padişahın Türk milletine ve kendine güveni yoktu. Kurtuluş Savaşı�nı isyan olarak görmesinin nedeni de buydu.

Anadolu�ya geçmek için hazırlıklarını tamamlayan ******, Yıldız Sarayı�na gitti. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin, onu çok küçük bir odada kabul etti. Hemen hemen diz dize oturdular.Padişahın sağında mini bir masa üzerinde güzel ciltlenmiş kalınca bir kitap, bir Osmanlı Tarihi vardı. Pencereden Boğaz, Boğaz�ın mavi sularında birbirine paralel dizilmiş ve toplarını saraya çevirmiş olan düşman savaş gemileri görünüyordu.

Padişah, ona dedi ki:

- Paşa, devletimize çok hizmet ettin; bunların hepsi artık bu kitaba geçmiştir!
Elini Osmanlı Tarihi�ne koydu, bastı ve ilave etti:
- Tarihe geçti!...
Sonra dedi ki:
- Bunları unutunuz. Asıl bundan sonra yapacağınız hizmet şimdiye kadar yaptıklarınızdan mühim olacaktır. Paşa, isterseniz devleti kurtarabilirsiniz!
****** cevap verdi:
- Bu yolda elimden gelen yapacağıma emin olmanızı rica ederim.
Vahdettin:
- Muvaffak olunuz! diyerek ayağa kalktı.
Ziyaret sona ermişti.

Padişah, ondan düşmanların arzularını yerine getirmesini bekliyordu; elinde hiçbir kuvvet kalmamış olan devletin ancak böyle, düşmanların hoşuna giderek kurtulacağını sanıyordu. Bilmiyordu ki, kuzuyu yemeğe karar vermiş olan kurt için bahane bulmak gayet kolaydır.

****** de devleti kurtarmak istiyordu; fakat düşmanlara yaranmakla değil, milletin bitmez tükenmez hürriyet ve istiklal aşkını, cesaret ve fedakarlık duygularını harekete geçirerek...

İşte Türk milletini anlamamış bir adamla, anlamış adamın arasındaki fark...

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: Geri: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:17 am

Sultan Bacı: Ulusal kahramanlar halklarıyla bütünleşebildikleri, onları anlayabildikleri ölçüde ölümsüzleşirler. ****** de gerek Kurtuluş Savaşı döneminde gerekse devrimlerin yapıldığı süreçte toplumla sürekli bir iletişim içerisinde olmuş, halk yararına çalışmış, bu nedenle de halkının büyük sevgisini kazanmıştır. Türk milletinin ******�e olan sevgisi aşağıda anlatıldığı şekliyle Sultan Bacı�nın kişiliğinde somutlaşmıştır.

******, İzmir zaferinden sonra ilk kez Adana�ya gelmişti. Ayağının tozuna yüz sürmeyi adak edenleri zorla

topraktan ayırabiliyorduk. O genç, alçak gönüllü kurtarıcı, bu coşkun, kendinden geçmiş halkı selamlaya selamlaya hükümet konağına geldi. Biraz sonra evine dönecekti. Merdivenlerin yarısını indiği sırada bir kucak sarı çiçekle bir köylü kadınının nefes nefese, sıçrarcasına merdivenleri çıktığını gördük.

Gazi Mustafa Kemal durdu, köylü kadını yanına kadar çıktı. Anlatılamaz bir hayranlıkla O�nun gözlerine tutuldu ve bir süre bu dalgınlık içinde yerinden kımıldanamadı, sonra bir ana sesindeki sevecenlik ve özlemle:

- Ah benim çakır oğlum! Yolunu bir deli gibi bekledim. Sana bu çiçekleri tarlamdan yoldum. Eğ başını! O sarı saçlarını öpeyim... Bu benim adağım, umduğumu çok görme...

Genç komutanın yüzüne bir huzur ve sevinç yayıldı, başını ona doğru eğdi. Köylü kadın bu sarı başı, bağrındaki sarı çiçeklerin üzerine bastırdı. Kokladı, öptü. Sonra da sarı fulyaları ayağının altına sererek:

- Adağım yerini buldu, koca yiğit, tuttuğun altın, kılıcın keskin olsun; her muradın yerine gelsin, dedi.

Bu köylü kadın bizim cephe arkadaşımız �Sultan Ana� idi.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: Geri: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:18 am

Millete Güveni: ******, �Özgürlüğün olmadığı yerde ölüm ve yok oluş vardır. Bütün gelişmelerin anası özgürlüktür.� sözünü söylerken bu duygu ve düşüncesinin kaynağını mensubu olmakla gurur duyduğu Türk milletinden aldığını çok iyi bilmekteydi. O, özgürlükleri için ölümü göze alabilen ulusların asla tutsak edilemeyeceğine inanmakta, Türk milletinin de bu özelliğinden dolayı sonsuza kadar özgür ve bağımsız kalacağını düşünmekteydi. Aşağıdaki anekdot ******�ün Türk ulusundaki özgürlük tutkusuna olan güvenini yansıtması açısından güzel bir örnektir.

Bir gün müslüman memleketlerden birinde (Mısır�da) bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemal�i görmeye gelmişti. Kendisine:

- Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz? diye sordu.
Olabilecek bir şey değildi, ama, insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal:
- Yarım milyonun bu uğurda ölür mü? diye sordu.
Adamcağız yüzüme baka kaldı:
- Fakat Paşa Hazretleri yarım milyonun ölmesine ne lüzum var? Başımızda siz olacaksınız ya... dedi.
- Benimle olmaz, beyefendi hazretleri yalnız benimle olmaz. Ne zaman halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse o vakit gelip beni ararsınız.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
Türk
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 457
Kayıt tarihi : 28/09/08

MesajKonu: Geri: ****** Anıları   Salı Eyl. 30, 2008 11:18 am

****** ve Nöbetçi:******, Türk askerinin zekasına, uyanıklığına ve göreve bağlılığına hep hayranlık duymuş ve takdir etmiştir. Aslında bunlar Türk insanının güzellikleridir. Bu güzellikleri bir de bu ülkenin aydın sorumluluğu taşıyan insanları görebilse ne güzel olacak. ****** ile bir nöbetçi arasında geçen aşağıdaki diyalog, Türk askerinin zekasını yansıtması bakımından değerlidir.

İtalyanların Habeş Harbi sıralarında idi. Ege kıyılarında kıta ve tahkimat komutanları çok titiz davranıyorlar, kıtaya herhangi bir yabancının sızması olasılığına karşı

erleri sık sık uyarıyorlardı.Bu günlerin birinde ******�ün teftişe geleceği haber alındı. ****** beklenilen günde yanındaki erkanı ile geldi. Kıtaları teftiş edip dolaşmaya koyuldu.

Savunma mevzilerinden birine giden yolun dönemecinde ****** birdenbire durdu. Yanındakilere:

- Siz beni burada bekleyiniz, ben yalnız gideceğim, dedi.

Yanındaki komutanlar tereddütle birbirlerinin yüzüne baktılar. Fakat, tabii bir şey söyleyemediler.****** patikanın kıvrımını döndü. Koruganın hakim bir noktasında nöbet bekleyen Mehmetçiğe doğru yürüdü. Uzaktan gelen bir sivilin kendisine doğru yürüdüğünü gören Mehmetçik hemen silahına davrandı. Daha fazla yaklaşmasına izin vermeden gür sesi ile:

- Dur!... diye gürledi.
****** bu kesin ihtar karşısında durarak:
- Sen beni tanımıyor musun? Ben kimim?
- Mustafa Kemal�sin komutanım.
- Peki sen benim Mustafa Kemal olduğumu biliyorsun da hala neden yasak, diyorsun?...

Mehmetçik bir an durakladı. Herhalde teftişten haberi vardı. Fakat onun bildiği ******, yanında kalabalıkla gelirdi. Böyle yapayalnız gelmezdi. Bir an daha düşündükten sonra kafasını salladı ve safiyetle yanıt verdi:

- Komutanım, Mustafa Kemal�sin Mustafa Kemal olmasına ama... Düşmanların işine akıl sır ermez... Birini sana benzetir içeri sokarlar... Gözünü seveyim sen şu bizim yüzbaşıyı al birlikte gel, o zaman nereye istersen git!

******, geri döndükten sonra komutanlara bunu anlattı. Bu mert ve uyanık eri çavuşluğa yükselttirdi.

_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://turkdestanlari.com.tr.tc
 
****** Anıları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Taşların Sınıflandırılması
» Kırık Saç Uçları
» Cumhuriyet [ ****** ile birlikte Cumhuriyeti tekrar kurun! ]
» gözyaşları
» Lara Yeliz Sar Yapımcıların Gözdesi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ANLI ŞANLI TÜRK DESTANLARI :: ŞANLI TARİHİMİZ :: Mustafa Kemal ******-
Buraya geçin: